Sunday, April 15, 2012

Zaman Çarşaf Gibi Mi Bükülüyor?

0 comments

Newton ve Einstein, iki dev bilim insanı. Peki bu bilim insanları bilimi nasıl bilim yaptı? Einstein, Newton’un yasalarının devamını nasıl getirdi? Uzayı anladıkta zaman nasıl bükülüyor? Casimir etkisi nedir? Kemerlerinizi bağlayın, öğrenmeye gidiyoruz!
Newton yasaları neyi cevaplayamadı?
Kafanız çok bozulmuş. Çocukken arkadaşlarınızla elmaları aşırdığınız elma bahçesindeki ağaçların birinin önüne oturuyorsunuz. Doğa size cezanızı veriyor ve elmayı kafanıza düşürüyor. Sinirlenip elmayı fırlatıyorsunuz.
Newton yasaları, bir cismi hareket ettirebilmek için ona kuvvet uygulanması gerektiğini söyler. Çocukken oynayıp hayaller kurduğunuz oyuncak arabalarınızı hareket ettirmek için eliniz ile itersiniz. İşte bu durumu Newton yasaları çok güzel bir şekilde açıklar.
Ancak Newton yasaları üzerine görünen bir kuvvetin etki etmediği durumları açıklayamaz. Mesela yerçekimi sonucu yere düşen bir elmaya temas eden hiçbir şey yoktur. Peki bu nasıl düşüyor? Bu cevabı Newton yasaları ne yazık ki veremiyordu.
300 yıl hüküm sürmüş bu yasaların cevap veremediği durumları, mütevazi bir memur cevaplamıştır. 20’nci yüzyılda popülerleğini kazanan ve hala da popülerliği devam eden deli adam, Albert Einstein.
Işığın hızı Newton zamanında da ölçülmeye çalışıyordu. Bir dalga hareketinin var olabilmesi için ortama ihtiyaç vardı. (Su dalgalarını görebilmek için suya ihtiyaç olduğu gibi) Uzaya baktığımızda ışık ışınlarını görebildiğimize göre uzay boş değildi. Ether denilen bir madde ile dolu olduğunu düşündüler. Michelson’un tasarladığı ve yaptığı deney sonucunda böyle bir ortamın olmadığı kanıtlandı. Aynı zamanda bu deney, Newton’un mutlak zamanını da devre dışı bırakıyordu. Bunun sonucunda Einstein kendi evren modelini ortaya çıkardı. (Bu modeli ilerleyen zamanlarda, bir başka yazıda inceleyeceğiz. Dava büyük!)
Michelson-Morley deneyinde ışık hızının sabit olduğu ispatlandı. Dünya’nın döndüğünü bilmeyenimiz yoktur. O halde ışıkta Dünya ile birlikte hareket ettiğine göre hızının değişmesi gerekirdi. Ancak yapılan deneyler ışığın hızının Einstein’ın dediği gibi sabit olduğunu gösterdi. Ayrıca ışık hızında hareket ettiğimizde ışığın durması gerekirdi ve Maxwell teoremlerine göre dalga hareketi yapan ışığın durağan olması söz konusu değildi.
Görelilik
Newton yasalarına göre zaman, mutlak bir büyüklüktü. Uzaydan farklıydı. Bilimdeki önemli gelişmelerde farklı sanılan kavramların birleştirmesiyle ortaya çıkmıştır. İşte Einstein da farklı sanılan bu kavramları birleştirdi ve uzay-zaman dediğimiz kavramı ortaya çıkardı.
Yani Newton’a göre zamanın akış hızı hiçbir zaman değişmiyordu. Aynı şekilde herkes her şeyi aynı ölçüyordu. Elinizdeki bir çubuk var ve 50 cm ise bir başka gözlemciye göre de 50 cm’dir diyordu. Einstein ise bu düşünceyi gayet basit bir düşünce deneyi ile yıkmayı başardı.
Tren istasyonundasınız. Çok ünlü bir tasarımcı tamamen şeffaf bir tren tasarlamış. İçireyi görebiliyorsunuz. Tabii VIP kısmı şeffaf değil, onu belirtelim. Arkada da VIP kısmına parası yetmemiş gariban bir fizikçi oturuyor. Adı Oğulcan. Kemal diye bir arkadaşı da onu yolcu etmek için istasyona gelmiş. Ne hikmetse ikisinin de elinde bir cetvel var. Kemal bir gözünü kısıp cetvel ile trenin boyunu ölçüyor. Tam da 50 cm çıkıyor. Siz de bu tür durumlar yaşamışsınızdır. Çok uzaktaki bir 5 katlı apartman (yüksek girişli bir apartman, altını kiraya vermişler market açmış birisi) küçücük görünür gözünüze. Elinizde bir cetvel olsa ve ölçmeyi deneseniz, koca apartman 1-2 cm çıkar. Oğulcan da trenin boyunu cetveli defalarca kullanarak ölçüyor ve 2,5 metre çıkıyor. Diğer örnekte de aynı şekilde bir durum var. Apartmanın çatısından koca bir cetveli aşağıya doğru tutsak metrelerce bir uzunluk olduğunu görürüz.
İşte bu duruma görelilik adını veriyoruz. Görüldüğü gibi farklı gözlemciler aynı nesneleri farklı ölçebiliyorlar.
Peki zaman nasıl bükülüyor?
Yıllardır zaman mutlak bir büyüklük olarak ele alınmıştı ve uzaydan bağımsızdı. Bunun aslında böyle olmadığını kabullendirmek gerçekten zordu ama Einstein, akıllıca düşünsel deneyler ile bunu kabullendirmeyi başardı.
Aynı cismin farklı gözlemcilere göre farklı ölçüldüğünü gördük. Peki nasıl ölçtük biz bu cisimleri? Cetvelimiz ile. Zamanı nasıl ölçüyoruz? Saatimiz ile.
Zamanı doğru bir şekilde ölçmek için ışığı kullanmamız gerekir. Çünkü, hızı sabit olan ve hiçbir şekilde değişmeyen bir büyüklüğü bize gösterir. Bu noktadan yola çıkarak gelin Einstein’ın düşünce deneyine göz atalım ve olaya bakalım.
Gariban fizikçi Oğulcan şeffaf treni ile gittiği yerden günler sonra geri döner. Trendeki kabinine kimseyi almamıştır. Kendine bir ışık saati yapmış ve yolda canı sıkılmasın diye deneyler yapmayı düşünmüştür.
Trenin tepesine bir lamba asmış öncelikle. Tam altına ise bir ayna koymuş. Bizim 1 saniye dediğimiz büyüklük sarkaçlı bir saatin salınımına denktir. Yani sarkaç bir uçtan diğer bir uca gittiğinde bir saniye geçti deriz. Oğulcan da, ayna ile lamba arasındaki mesafeyi ve ışık hızını bildiğinden, tavandaki ışığın aynaya ulaşması için geçen zamana 1 oa demiş. Ona göre tavandan gelen ışık aynaya çarpıyor, sonra aynadan ışık yansıyıp tavana gidiyor ve 2 oa oluyordu. Zamanı bu şekilde ölçerek yolda zaman geçirmeye çalıştı.
Sabah bindiği tren akşam saatlerinde ıssız ve karanlık istasyona yaklaştı. Kemal de onu bekliyordu. Trendeki ışığı görünce şaşırdı. Olayı anladı tabii hemen. Einstein’ın düşünce deneyini gerçekten yapıp vakit geçirmeye çalışıyordu Oğulcan.
Kemal’e göre ise tren hareket ediyordu. Trenle birlikte zemindeki ayna da aynı şekilde. Işık tavandan çıkıp aynaya doğru hareket ederken aynı zamanda aynada hareket etmektedir. Anlaşıldığı gibi ışığın yolu uzuyor. Bu da dışarıdaki gözlemcinin daha uzun bir vakit algılamasına yol açıyor. Olay öklidyen geometrisi ile rahatlıkla anlaşılabilir.
Zamanın göreliliği böyleydi. Uzay-zamanın bükülmesi ise yeterince kütleye sahip cisimler sayesinde oluyor. Mesela Güneş, dev bir kütledir ve uzay-zaman bölgelerini büker. Bunu daha iyi anlamak için bir arkadaşınız ile çarşafı karşılıklı olarak uçlarından tutun ve iyice gerin. Sonrasında ise diğer bir arkadaşınız oluşturduğunuz zemine ağır bir küre bıraksın. Basketbol topu bu iş için elverişli olacaktır.
Aynı çarşafa kağıttan yapılmış bir küre bıraksanız hiçbir etkisi olmaz. Çünkü, yeterince kütleye sahip değildir. İşte böyle bölgeler de, yani evrende uzay-zaman bölgelerini eğmek için yeterince kütleye sahip olmayan kuytu köşelerde uzayı birbirine dik 3 eksen ile ifade ederiz. Öklidyen geometrisi ile mutluyuzdur. Ancak işin içerisine dev kütleler girdiğinde mutluluğumuz bozulur. Bu bölgelerde ise Riemannian geometrisini kullanırız. Uzay-zaman bölgelerinin yeterince kütle ile büküldüğünü ifade eden genel görelilik, deneylerle ispatlanmıştır ve sağlam bir matematiği vardır.
Zaman kavramı somut bir şey değil diye onu dışlamak olmaz. Zamanın da göreli olduğu bu düşünce deneyi ile ispatlanmış oldu. 300 yıl hüküm sürmüş ve geçerliliğinden emin olunan yasalar, Einstein’ın tutkusu sayesinde biranda yıkılıvermişti.
Casimir Etkisi
Einstein’ın kapalı evren modelinde bir kozmolojik sabit vardı. Hani matematikte integral alırken bir sabit eklenir ya aynen onun gibi. Amacı durağan evren modelini sağlamaktı. Sonradan Hubble evrenin genişlediğini kanıtlayınca Einstein yıkıldı. “En büyük hatam!” dedi bu sabite.
Süpernova gözlemleri sağolsun bu sabite sonradan büyük bir ilgi ortaya çıkarttı. Aslına bakılırsa karanlık enerji dedikleri şeyin temelini oluşturuyordu. Einstein, yüksek basınçlı gazların daha büyük bir kütleçekimine sahip olduğunu göstermişti. Karanlık enerjinin de basıncının negatif olduğu düşünülürse evrenin genişleme hızını artırır ve bu enerjinin yoğunluğu asla azalmaz.
Peki kanıtı? 1984 yılında Hollanda Leiden Üniversitesinden Hank Casimir bir deney yaptı. Vakum ortamına elektrik yükü sıfırlanmış iki metal yaprak koydu. Sonrasında ise bu yapraklar da birbirini çektiğini gözledi. Bu nasıl oluyordu derseniz şöyle derim, evrenin her köşesinde vakum enerjisi olduğunu varsayarak işler anlaşılır hale gelir. Yaprakların elektriksel yükü olmadığından, yapraklar arasındaki vakum enerjisi dışına göre daha zayıf olur. Bu da yaprakların birbirini çekmesini sağlar.
İşte bu enerji de vakum enerjisinin varlığını tam olarak ispatlıyor. Karanlık enerjiye olan inancımızı güçlendiriyor.
Referanslar:
Dave Goldberg, Jeff Blomquist, Evren Kullanma Kılavuzu, Metis Bilim Yayınları, s. 200-204, Haziran 2011
Prof. Dr. Cengiz Yalçın, Evren ve Yaratılışı, Arkadaş Yayınevi, s.87–114, 2008
Sadi Turgut, “Özel Görelilik”, TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi, s. 38-45, Şubat 2005

NOT: Yazının asıl sahini Oğulcan Açıkgöz'dür. Kaynaksız kullanılmaması rica olunur. Bu konuda benim fazla bilgim olmamasından dolayı şimdilik alıntı yapmakla yetiniyorum. İleride kendi yazılarımı yayınlayacağım.
Read more...

Friday, March 9, 2012

The First Place The Sun Rises: Japan

3 comments

When I heard that I have a homework which I have to write something about any country’s culture, I thought that I’m luck. Becouse I always write something on my blog, and this topic is one of my favourite subjetc. To be honest I will compile something from my old essays. Here you will see the culturel things that make me interested in the country: Japan!

So, why Japan? I’ll try to explain why I prefer Japan. Japan has intrigued me since my childhood, just think of all the history and traditions that country has. The history of Japan is so vast and interesting. Just think of Samurai warriors, Geisha girls, temples, palaces, and more. And the modern day Japan is just as interesting as the Japan of the past. The technology, the people and also everything! Let’s learn something about Japanese culture together.

First about Japanese art culture; ceramic and porcelain are very famous. When this art become grow up between 1333-1573, it increased the number of ceramic production centers which has distinctive style anywhere in the country.

Second cultural feature is about four season. Like in Turkey, you can see all of four seasons in a year in Japan. Which is really beautiful you can see funny and proud festivals anywhere in the Japan. When you go to Japan don’t forget to join one of this style fiestas.

The most important cultural feature for who loves flavor. I think this is really different and delicious tradition for foreigners. If haven’t got possibility to g oto japan, you should search some Japanese food on internet and try to cook. But I don’t think it will be delicious as you eat in Japan.

I would like to mention about Japanese culture as much as possible but Turkish culture and Japanese culture are really smilar. Smilies, eating manners, visitings, clothing, respect and affection and more about this two culture are same. Althought this similarities there are many difference between those cultures. If you don’t want to see the cultural shock, you should learn more about Japan.

One of culturel shock in Japan is that respect. In Japan, respect is the most important rule of live. In the house, in the workplace, and in the street, it isn’t important where you are, you must respect to other people. Why I called it “culturel shock”? Forwhy, people don’t respect to each other in my country, so you can be suprised when any Japanese person respect to you about a little something althought it is trivial.

Ah, this is the best thing I realy emulate about Japanese people. Unfortunately, as you remember, Nagasaki and Hiroshima are wounds in our memories. Atrocity, but Japanese strengthened in a short time, have formed the foundations of being a technological leader. They are trying to be the best, and working for this cause. If they were not disciplined, they would not have. In Japan, businessmen have this philosophy; If you are working so much, it's mean you will make a pile of money... At this point, I embraced Japanese discipline! I am working for perform my dreams.


Sühan Alp AŞIK
Economics Student

Read more...

Thursday, February 2, 2012

The Harwood Butcher - Tommy Vercetti

4 comments



"This could be the beginning of a beautiful business relationship. After all, you're a conniving, back-stabbing, two-bit thief...And I'm a convicted psychotic killer and drug dealer."
―Tommy Vercetti






Thomas 'Tommy' Vercetti (1951-Liberty City) is a character in the one of Grand Theft Auto video games which called Vice City. He serves as the pratoganist (ringleader), anti-hero and playable character.

Anti-heroism is the distinguishing feature of him. People generally like good heroes, but in the opposite, most of gamer who played GTA Vice City are sympathize to Tommy, although his bad character. Anyway, I will not talk about this current anymore.

(He was voiced by Ray Liotta)

Tommy's father worked all his life in a printing shop and, years later, he still as fond chilhood memories of helping his father clean the rollers. Vercetti once had dreams of following in his father's footsteps, but he has choosen a different path, instead becoming a criminal in the employment of the Forelli Family of the Liberty City (New York City) Mafia.

The Forelli Family is an Italian-American Mafia family based in Liberty City.

Vercetti was send to prison in Liberty City in 1971 for multiple counts of homicide, apparently totaling eleven, which earned him the nickname "The Harwood Butcher", a reference to the Liberty City neighborhood in which the murders had occured. He was spared the death penalty and only served 15 years for manslaughter.



After all of these events Tommy's adventure is begin.

Tommy Vercetti is depicted as both intelligent but temperamental, easily angered and quick to resort to violence. He has no hesitation about killing, though many of his victims are in turn trying to kill Tommy as well, or have done something that requires to be killed. The story does not require Tommy to kill any innocent people.

Appearance of Tommy Vercetti might be handsome and charismatic to you. Just kidding, never mind. He is portrayed with combed dark brown, almost black hair. He first appears wearing a light blue-green Hawaiian shirt. By the way, Tommy Vercetti has similarity to Tony Montana. He, in several ways, exhibits characteristic of fictional drug lord Tony Montana from the 1983 film Scarface. This coincides with the heavy themes and appearance of the movie that has been implemented into Vice City. Among these characteristics, his exile from his old home , his rise to power. Tommy is also a hired assassin, has killed his own collaborators, took over his temporary boss’s business and rebelled against his former leader, as Tony Montana had. The only notable differences are that Montana consumed his own narcotics to the point of severe addiction, a fatal flaw that Vercetti is not depicted to have, and that the final gunfight in Montana’s mansion sees Montana eventually killed, whereas Tommy manages to single-handedly take down his captors and survive.

I hope you enjoy my blog, and like it. Lastly, I want to share this video which shows the last mission of Vice City, with you. And you will understand some thing about Tommy.

Thank you so much for spend your valuable time to me. Please don't forget to share your comment with me. :)

Read more...

Tuesday, January 24, 2012

Drawing #2

0 comments


I just finished my work. I think it has some deficiencies about shading.

I'm in holiday for about 11 days, so I have many leisure time to drawing. I can not hang around becouse of chill and rainy weather, so I am spending all of my time in my home. Admitting, surfing on internet is better in this weather conditions.

And, this is an opportunity to improve my ability. As I mentioned on my Facebook profile, my exam results are worse then I guess, so I am looking for an escape route for morale. And I believe in that drawing is a savior for me from stressful situation.

Sühan Alp Aşık
Read more...

Saturday, January 21, 2012

12 Reasons To Visit Japan in 2012

2 comments

1. January: Lashings of good luck

Daruma
Hey little fella -- you get both eyes only if I have a great year, ok?


2. February: Ultra-cool ice sculptures

Sapporo Snow Festival
The ice swordfish centerpiece at the Tanakas’ party was the talk of the neighborhood for weeks.


3. March: Thousand-year-old religious ceremonies

Nara Todaiji
Nara’s attention-seeking monks attempt to bring the house down.


4. April: Eat, drink and be (very) merry

Sakura
Tokyo’s wildest seniors break out the sake under their favorite trees.


5. May: Scale the world’s highest tower

Tokyo Sky Tree
We’ve already been up it, but you’ll have to wait until May. So there ...


6. June: Torchlit theater

Noh
Blank faces, emotionless pretenders -- what's not to like?


7. July: Climb the country’s highest peak early

Mount Fuji
Climbing Fuiji-san -- you know you want to.


8. August: Festival of lights in Tohoku

Kanto Matsuri
Pipe dream -- Akita’s Kanto Matsuri.












9. September: Get your game on

Tokyo Game Show
OK, hands up who thinks this is sure to involve a wholesome pastime?


10. October: F1 -- blink and you’ll miss it

F1
You’ll need a few cans of Red Bull to get even the mildest buzz out of F1.


11. November: It’s in the trees

Koyo
And the people gathered 'round the trees to crane their necks above and say, “Kirei, desu ne?”


12. December: Pure, white powder

Skiing
From December through to springtime in many spots, Japan has some amazing snow.








:Kaynak:

Read more...

Friday, January 6, 2012

The First Post Of New Year: 2012

5 comments

Hello my friends. I wish you happy new year. This post a little late to best wishes for new year. But better late than never, as my friend said. I know I have missed so much thing in the blogging world, becouse I could not be on line for a long time. Well, I will not write some thing about 2011 in this journal.



Today, I want to say some thing about expectation of future. Almost everyone wants something from the future. Even without the long-term, all of us are demanding some thing from 2012. Money, health, profession, love...etc. Which one would you most? Well, I just want to be person which I am want to be. If I can achieve it, all my dreams will come true. I hope...
As I mentioned before, my goal to been in Japan. I will not talk about my future planning becouse I know it might be boring, right? Please do not hesitate to share your plans for the future or expectations of future. If you let me know them, I will be glad.

There is no difference between 2011 and 2012, yet. I am still studing for passed my exams. I have 4 more exams for 3 days. This Friday, my holdiay will begin and I will be free about for 1 month. I will spend my holiday with my family in my HOME. So, I will be freed from the dormitory. This is good news.

I hope I will write some thing as soon as possible. Please do not hesitate to share your opinions. Thank you so much. Hope to see you soon.

Read more...